Welcome!

I am John Doe Web Designer Photography

View Work Hire Me!

About Me

Web Design
Branding
Development
Who am i

John Doe.

Professional Web Designer

Nulla metus metus ullamcorper vel tincidunt sed euismod nibh Quisque volutpat condimentum velit class aptent taciti sociosqu ad litora.

Nulla metus metus ullamcorper vel tincidunt sed euismod nibh Quisque volutpat condimentum velit class aptent taciti sociosqu ad litora torquent metus metus ullamcorper vel tincidunt sed class aptent taciti sociosqu ad litora .

Services

Web Design

Nulla metus metus ullamcorper vel tincidunt sed euismod nibh Quisque volutpat

Development

Nulla metus metus ullamcorper vel tincidunt sed euismod nibh Quisque volutpat

Branding

Nulla metus metus ullamcorper vel tincidunt sed euismod nibh Quisque volutpat

Marketing

Nulla metus metus ullamcorper vel tincidunt sed euismod nibh Quisque volutpat

Our Blog

Venom : Zehirli Öfke İncelemesi (Spoiler Yok)


Filmin dün IMAX versiyonunu izledikten sonra, en son söyleyeceğim şeyi başta söyleyeyim bu filmVenom falan değil. Bizi Venom diye kandırdılar. Kandırdılar diyorum çünkü, çizgi filmde uzay mekiğimiz San Francisco'nun meşhur kırmızı köprüsü Golden Gate'in (en azından ben öyle hatırlıyorum) yanına düşüyor ve örümcek adam da kendilerini kurtarmaya çalışırken Venom ile tanışıyor.

Venom karakteri yine çizgi filmlerden hatırlayabildiğim kadarıyla pek de sempatik olmayan bir karakter ve örümcek adamdan sonra düşmanı olan başka bir karakterde tekrar vücut buluyor diye hatırlıyorum. Böyle bir giriş yapmamın nedeni şu filmde örümcek adam oladığı için sanırım farklı bir hikaye yazma gereği duymuşlar.

Filmde Venom, sempatik olmayan çirkin bir karekter olarak değil de, Deadpool gibi sempatik bir anti kahraman olarak yansıtılmış. Deadpool'un ekmeğini çok güzel bir şekilde yedikten sonra, bizim elimizde bir de Venom diye güçlü bir karekter var onu da anti kahraman olarak piyasaya sürelim demişler.


Filmin ilk yarısı karakterleri tanıtmakla geçtiği için baya bir sıkıcı olmuş. Çok durağan bir ilk yarı seyrettikten sonra aksiyon dolu bir ikinci yarı izledik. İlk yarıdaki bazı sahneler biraz ürpertici olmuş. Bunun uyarısını yapalım. Tom Hardy gerçekten de çok başarılı bir performans sergilemiş.

Marvel filmlerinin içerisinde Stan Lee'yi gördüğüm zaman çok mutlu oluyorum. Bu filmde de sevgili Stan Lee yine küçük bir sahnede rol alarak filme renk katmış. Marvel filmlerinin olmazsa olmazı filmden sonraki son sahneler. Bu filmde de iki adet son sahne var. İlk son sahne filmin hemen sonrasında, ikincisi ise jenerikten sonra gelen sahne. Benim şahsi görüşüm ikinci son sahneyi beklemenize gerek yok. Son sahnelerle ilgili çok fazla bilgi vermek istemiyorum ama ilkinden bu filmin devam filminin geleceğini anlıyoruz. İkinci son sahne ise animasyon görüntülerinden oluşuyor.



Son olarak film müziğini Eminem yapmış. Gayet başarılı bir parça olmuş. Aşağıdan klibini izleyebilirsiniz.


Iron Fist 2. Sezon İncelemesi (Spoiler Yok)




Yumruğu parlayan Dany Rand abimizin maceralarını anlatan Iron Fist 2. Sezonu ile geri döndü. Kısa bir süre önce Netflix tarafından dizinin ikinci sezonu yayınlandı. Bu sezonla ilgili söylenecek, anlatılacak çok şey var aslında ama Spoiler vermemek adına bazı şeylerden bahsedemeyeceğim.

İlk sezon karakterleri tanıtmak ve Marvel evrenindeki yerlerini anlatmakla geçti. Kun-Lun ve El ile ilgili temel bilgileri ve aradaki bağlantıyı anlatmaya çalıştı. Bu sezon Dany Rand ve Kun-Lun'dan gelen kardeşi Davos arasındaki hesaplaşmayı konu alıyor. Aslına bakarsanız bütün sezon kabaca bu hesaplaşma ve Danny'nin kendini tanıma mücadelesi ile geçiyor. Gerçi geçen sezonun bitişiyle zaten böyle birşey bekliyorduk.


Bu sezon ilk kez karşımıza çıkan bir karakter var: "Mary Walker". Son derece karmaşık ve olayların seyrini saçma sapan değiştirebilen bir ablamız. Kendisinin ne zaman ne yapacağı belli olmadığı için, bu "Dengesiz" kişilik aslında güzel bir renk katmış.

Netflix, Marvel alemindeki dizilerinde yan karakterleri de güçlü tutmaya çalışıyor. Çizgi romanları okumadığım için gerçekte de böyle midir bilemiyorum ama bir dizideki yardımcı oyuncuları başka bir dizisinde görebiliyoruz. Mesela Clarie Temple karekterini neredeyse bütün Marvel dizilerinin ilk sezonunda gördük. Bu sefer kendisi ikinci sezonda yer almıyor. Onun yerine Luke Cage dizisinden tanıdığımız Misty Knight ablamız 2. sezonda yer alıyor. Rand Corporation tarafından üretilen kolu ile iyi bir bağlantı kurmuşlar. Sanırım çizgi romanlarda da Luke Cage ve Iron Fist serileri baya iç içe. Luke Cage'in ikinci sezonunda da Dany Rand'i Harlem sokaklarında görmüştük.

Sonuç olarak ikinci sezon yine ilk beş bölümüyle biraz durağan ve sıkıcı bir şekilde başlıyor ama son beş bölümü ile bu sıkıcılığı bir nebze olsun telafi ediyor. Sezon sonundaki süpriz de "Nasıl ya ?" dedirtecek türden bir süpriz olmuş.

Punisher hariç bütün diziler 2. sezonunu bitirmiş oldu. Hatta birkaç güne Daredevil'in üçüncü sezonu geliyor. Muhtemelen sıradaki dizimiz Punisher olur ve ikinci sezonunu da önümüzdeki ilkbaharda görürüz.

Yaşasın Üşengeçlik : Controller Companion


Boş zamanlarımda bilgisayarımın karşına geçip oyun oynamayı ve dizi & film izlemeyi çok seviyorum. Oyun merakım yüzünden elimde 20 - 25 TL'lik kablolu bir oyun kolu olmasına rağmen, performansından memnun kalmadığım ve her bilgisayar oyununu oynayamadığım için gidip Logitech F710 Wireless oyun kumandası aldım. Böylelikle koltuğuma oturup veya yatağıma uzanıp oyun oynamaya başladım. İnsan rahata çabuk alışır derler ya, aynı şekilde bu rahata çok çabuk alışmıştım. 

Logitech F710
Yine aynı şekilde dizi izlemeye başladım. Herşey iyi hoş güzel ama diziyi duraklatmam, sesi açıp kapatmam gerektiği zaman yerimden kalkıp masanın yanına gidip mouse'u veya klavyeyi kullanmam gerekiyordu. Tahmin edebileceğiniz üzere bu iş bana zor gelmeye başladı. Önce kablosuz fare bağlayayım dedim. Yine Logitech'in Bluetooth faresi zor zamanlar için kenarda bekliyordu. Biraz kullandım ama düz zemin ayarlama ve klavye kullanamama sıkıntısı ortaya çıktı bu sefer de.

Dediğim gibi yattık yerden iş yapma fikrine baya alışmıştım. Ne yapıp edip, bu sorunu çözmem gerekiyordu. Muhtemelen bu yazıyı okurken "Derdini Seveyim Serdar" diyeceksiniz ama yapacak birşey yok. Üşengeçlik gibisi var mı yahu ? Neyse, ben başladım Aliexpress'i kurcalamaya. Çinliler kesin bu sorunla ilgili birşeyler yapmışlardır diye düşündüm. Gerçekten de abidik gubidik bir dünya şey yapmışlar. Bunu mu alsam yok yok şunu alayım deneyeyim diye düşünürken, Steam'de bir uygulama gözüme çarptı.



Uygulamanın Adı Controller Companion. Steam'de uygulamalar bölümünde yer alıyor. Bu uygulama sayesinde oyun kolunuzu kablosuz fare ve klavye olarak kullanabiliyorsunuz. Uygulamayı Steam üzerinden satın alıp yükleyin. Ardından Steam'in içinden uygulamayı çalıştırın. Eğer kontrolcünüz bağlı ise program otomatik olarak görüp tanıyor. En azından ben öyle hatırlıyorum. Yarın öbür gün sıfırdan kurmam gerekirse bu yazıyı tekrar güncellerim. 

Uygulamanın Sanal Klavyesi
Programın ayarlarına girdiğiniz zaman "APP" sekmesinin altında programın ayarlarını göreceksiniz. Bu ayarlardan "Run on Startup" yani başlangıçta çalıştır seçeneğini seçmenizi öneririm. Böylelikle oyun kolunu her elinize aldığınız zaman uygulamayı başlatma zahmetine gerek kalmadan kullanabilirsiniz. "MOUSE" sekmesinin altında işaretçi hız ayarlarını yapabileceğiniz seçenekler yer alıyor. Ben ön tanımlı ayarlarda kullanıyorum. Belki de en önemli sekme "PROFILES" sekmesi. Çünkü bu sekme altında oyun kontrolcünüzün tuşlarına tanımlamalar yapıyorsunuz. "Profiles" sekmesinin altında "Desktop" diye bir alan var ve yan yana iki adet seçenek bulunuyor. Bunlardan sol tarafta olan yani "Edit bindings" yazan alandan normal tuş ayarlarınızı yapıyorsunuz. "Edit virtual Keyboard bindings" alanından ise kendi özel sanal klavyesi kullanımı ile ilgili ayarlamaları yapabilirsiniz. Profil ayarlarına birazdan tekrar değineceğim ama öncelikle kısaca diğer sekmelerden de bahsedeyim. "Advanced" sekmesinin altında "XBOX Control Emulator(x360ce)" ayarlarını yapabilirsiniz. Bu uygulamayı daha önceden duymuş olabilirsiniz. Eğer elinizde Playstation 3 vb. veya Kontorland tarzı oyun kolunuz varsa bu tip emulator programı ile Xbox oyun kolu şeklinde sisteme tanıtmanız gerekiyor. Eğer bu şekilde tanıtmazsanız Witcher 3 tarzı oyunları bu oyun kolları ile oynayamıyorsunuz. Son sekme olan "About" sekmesi de adından anlaşılacağı gibi hakkında kısmı ve program güncellemeri için bu sekmeye bakabilirsiniz.

Profil ayarlamaları yapmak için "Profile" sekmesine gelip ardından "Edit bindings" e basarsanız eğer karşınızda klasik Xbox 360 kontrolcüsünün tuşlarını göreceksiniz. Yukarı, aşağı, "A", "B", "X", "Y" gibi bütün tuşlar karşınıza ön tanımlı ayarları ile çıkacak. Bu tuşların fonksiyonlarını değiştirmek için tuşun üzerine gelin ve sağ tıklayın. Karşınıza gelecek menü yardımı ile yeni fonksiyonlar atayabilirsiniz. Örneğin "Y" tuşuna "Alt+Tab" fonksiyonunu atamak isterseniz "Y" tuşuna sağ tıklayın ve "Keyboard" - "Combo Key" yolunu takip edin. Açılan Klavye animasyonundan önce "Alt" tuşunu ardından "Tab" tuşunu seçin. Zaten seçtiğiniz kombinasyon sırası ile birlikte sol alt köşede "Bindings" yazısının altında yer alacak. 

Burada değinmem gereken ikinci özellik, bir tuşa birden fazla değer atayabilirsiniz. Dikkat ederseniz üst kısımda "Primary" ve "Secondary" şeklinde iki tane sekme var. Bu sekmelere girerek istediğiniz tuşları atayabilirsiniz. Mesela "Secondary" sekmesinin altındaki "X" tuşuna bir değer atadınız . Bu değeri kullanmak için Oyun kolunuzdaki "Back" tuşuna basılı tutmanız ardından da "X" tuşuna basmanız gerekiyor. Ön tanımlı ayar olduğu için "Back" tuşu dedim ama siz bu ayarı dilediğiniz gibi değiştirebilirsiniz. Bunun için yapmanız gereken şey, belirlediğiniz bir tuşa sağ tıklayıp, "Binding Modifiers" menüsü altından "Use Secondary Bindings" seçeneğini seçmek. Burada "Use Alt-1 Bindings" ve "Use Alt-2 Bindings" şeklinde iki seçenek de mevcut. bunun anlamı isterseniz bir tuşa 4 adete kadar fonksiyon atabiliyorsunuz. 

İşe Yarayabilecek İpuçları


Tuşlara kısayol dosyalarını da atayabiliyorsunuz. Mesela oyun kolunun kendi sanal klavyesini sevmediyseniz eğer Windows'un kendi sanal klavyesini de kullanabilirsiniz. Bunun için yapmanız gerek şey yine atama yapmak istediğiniz tuşa sağ tıklayıp "Custom Shortcut" seçeneğini seçmek.

Açılan ekrandan bir kısayol dosyası seçmeniz gerekecek. Bunun için daha önce oluşturmuş olduğunuz bir kısayolu seçebilirsiniz. Mesela Sanal Klavye için aşağıdaki kısayolu hazırlamanız gerekiyor.

C:\Windows\System32\osk.exe

Tek bir tuş ile bilgisayarınızı kapatmak isterseniz aşağıdaki kısayolu kullanabilirsiniz.

%windir%\System32\shutdown.exe /s /t 0

İhtiyaçlarınız doğrultusunda birçok kısayolu yukarıdaki örneklerde olduğu gibi kullanabilirsiniz. Hoşçakalın ve üşengeçliğin tadını çıkartın 🙋😊

Uygulamanın resmi sitesi : www.controllercompanion.com

Samsung Gear S2 ve Akıllı Saatler Üzerine



Uzun zamandır aklımda olan akıllı saatler konusunda mini bir rehber niteliğinde bir yazı yazmak istedim.  Bugüne kadar birkaç akıllı bileklik ve akıllı saat kullandım. Öncelikle bu akıllı saatler, bileklikler ne işe yarıyorlar, olmazsa olmaz cihazlar mıdır ? Yoksa çok gereksiz cihazlar mıdır ? sorularına cevap vermeye çalışacağım.

Öncelikle şunu belirtmek isterim ki bu yazım tamamen Samsung Gear S2 modeli üzerinden gidecek ve bu model ile genel olarak akıllı saatler konusunda yorumlar yapmaya çalışacağım. Genel olarak akıllı saatlerin avantajlarına ve dezavantajlarına kısaca değinmeyi istiyorum. İlk olarak kullandığım model Samsung Gear S2 Klasik modeli ve şarjı kullanıma bağlı olarak ortalama 2 gün gidiyor. Zamanında yatarken her gün şarja taktığım da oldu ama genel anlamda akıllı bir iki ayarlama ile iki gün boyunca saati kullanabilmeniz mümkün. Saatin içindeki yazılım Samsung firmasının geliştirdiği "Tizen" işletim sistemi üzerine kurulan bir yazılım. Android ve bildiğim kadarı ile IOS Apple cihazları da destekliyor.

Bağlantı Özellikleri


Saat telefona bluetooth üzerinden bağlanıyor ve belli bir mesafe içerisindeyken telefonla iletişim kurabiliyorsunuz. Eğer telefonu evin bir ucundaki odaya bırakıp, bir iki yan odaya geçerseniz muhtemelen bluetooth çekmediği için bağlantı kopuyor ve telefonla iletişiminiz kesiliyor. Bu durumda kısmen bağlı kalabilmeniz için Wi-fi özelliği devreye giriyor. Eğer ayarlardan gerekli ayarlamayı yaparsanız Bluetooth bağlantısı koptuğunda saat Wi-Fi ağına otomatik bağlanıyor. Böylelikle bazı özellikleri tekrar kullanabiliyorsunuz.

Kayış Seçenekleri



Samsung Gear S2 modelini çıkartırken iki farklı sürüm olarak çıkarttı : Classic ve Sport. Klasik modelinin en büyük artısı kayışının klasik saatler gibi değiştirilebilir olması. 20 mm'lik herhangi bir saat kayışını saatinize takabilirsiniz. Spor modelinde ise sadece Samsung'un ürettiği kayışları kullanabiliyorsunuz. Daha doğrusu kullanabiliyordunuz. Aliexpress sitesine girdiğiniz zaman her iki saat için de birçok farklı kayış alternatifi olduğunu göreceksiniz. Hatta spor modeli için normal kayışların takılmasını sağlayan çevirici bile bulmanız mümkün.

Çalışma Prensibi


Kısaca saat ne işe yarıyor sorusunun cevabını vermem gerekirse, saati bilgisayarınızdaki bir kısayol dosyası olarak düşünün. Bilgisayarınızdaki kısayol nasıl tek başına bir işe yaramayıp, çalışabilmek için asıl dosyaya ihtiyaç duyuyorsa, saatiniz de aynı şekilde telefona ihtiyaç duyuyor. Durumu biraz açacak olursak eğer, telefonunuzun şarjı bittiği zaman eğer saatinizin şarjı varsa doğal olarak çalışmaya devam edecek. Size tarihi gösterecek, adım sayacak, kalp atışı ritminizi ölçecek, takviminizi gösterecek, uyuyorsanız uykunuzu kaydedecek, alarmlar çalacak vs. Şimdi "E o zaman sıkıntı nerede?" diye düşünebilirsiniz. Bu saatler akıllı saat oldukları için belli başlı uygulamalar yüklenebiliyor ve siz birçok şeyi rahatlıkla saatten halledebiliyorsunuz yani en azından amaçlanan şey o. Bu uygulamalar da çalışabilmek için telefon bağlantısına ihtiyaç duyuyorlar.

Telefonunuz çaldığı zaman telefona cevap verebilir, meşgule atabilirsiniz. Hatta meşgule atmak için oluşturduğunuz hızlı yanıtları kullanıp, üzgünüm şu anda konuşamıyorum kısa mesajlarını yollayabilirsiniz. Müzik çalarınızı kontrol edebilirsiniz, hatta Spotify uygulamasını yükleyip telefona bağlı kalmadan Spotify'ı kullanabilirsiniz demeyi çok isterdim ama bir türlü şifre ekranını geçip de kullanmayı başaramadım. Neyse, telefonunuzun arka kamerasını kullanıp selfie çekmek isterseniz yine saatiniz sayesinde bunu yapabilirsiniz. Evinizdeki ışıkları otomatik olarak açıp kapatabilirsiniz.  Yine yapabileceğiniz birkaç şey daha var ama bunlar için hep telefona bağlı kalmanız gerekiyor. 

Uygulama Desteği 


Samsung Gear saatler için konuşacak olursak eğer, uygulama desteği çok kötü. Markette yeteri kadar uygulama yok ve bu yüzden tam anlamıyla saatinizi kullanamıyorsunuz. Örnek vermem gerekirse Whatsapp'dan bir mesaj geldi. Siz bu mesaja yanıtla diyerek cevap verebilirsiniz ama ya dur ben Whatsapp'dan arkadaşıma yazayım dediğiniz zaman yazamıyorsunuz. Bunun sebebi ise saatin çalışma mantığı. Android telefonlarda Whatsapp'dan bir mesaj geldiği zaman bildirim olarak o mesajı görürsünüz. Bildirim ekranında mesajı ve altında yanıtla seçeneğini göreceksiniz. İşte bu bildirim aynı anda saatinizde de görülüyor. Saat de aynı şekilde bildirimlerin seçeneklerine ulaşabiliyor. Yanıtla, sil vs. Yani demek istediğim saatin burada yaptığı tek şey bildirimleri okumak. Android Wear işletim sistemini kullanan saatlerde durum nasıl tam olarak bilemiyorum ama, işin uygulama desteği anlamında daha iyi oldukları bir gerçek.

Sağlık Aktiviteleri ve Samsung Health


Saat içerisinde gelen S Health (Şimdi adı Samsung Health oldu ama saatte hala S Health olarak geçiyor) programı sayesinde yapmış olduğunuz spor aktivitesini otomatik olarak algılıyor ve sizin birşey yapmanıza gerek kalmadan kaydediyor. Örneğin belli bir hızda yolda yürüyorsunuz 10 dakikadan sonra titreşimle bir uyarı geliyor, "Devam et , yapabilirsin" şeklinde seni motive etmeye çalışıyor. Bisiklete bindiğinde veya koştuğunda yine aynı şekilde yaptığın aktiviteyi algılıyor ve otomatik kayıt altına alıyor. Daha önce de belirttiğim gibi bu saati iki yıldır kullanıyorum ve güncellemeler ile gayet başarılı bir yere geldi. Yeğenimin çocuk arabasını ittiğim zaman bisiklete bindiğimi düşünüp, o şekilde kayıt edebiliyordu. Şimdi bu tip sorunları çoğunlukla atlattı.

Açık havada koşmaya başlamadan önce isterseniz ön yüklü olarak gelen koşu programlardan birini seçebilirsiniz veya kendi programınızı oluşturabilirsiniz. Böylece açık havada koşarken ritminizi fazla arttırdığınız zaman veya temponuzu kaybettiğiniz zaman saat titreyerek size haber verebilir. Koşu bandından sonra açık havada koşmaya başlayıp hızını ayarlayamayan benim gibi insanlar için gayet kullanışlı bir seçenek.

Spor yaparken sadece Samsung'un kendi uygulamasıyla sınırlı kalmanıza gerek yok. Samsung ara ara büyük spor markalarıyla antlaşmalar yaparak programlarını saatine entegre ediyor. Örneğin saat ilk çıktığı zaman Nike + uygulaması ile birlikte geliyordu. Hatta uygulamayı hala saatin içinde bulabilirsiniz. Bu uygulama artık çalışmıyor ama Under Armor'ın uygulamalarını (Endomondo, Myfitnesspal, Run with map my run, UA Record) kullanabilmek mümkün. Yine marketin içinde sağlık kategorisinde işinize yarayabilecek uygulamalar mevcut.

Uyku takibi kısmına geldiğimiz zaman tek yapmanız gereken yatağınıza uzanıp uyumak. Samsung Gear 2 otomatik olarak uyuduğunuzu anlayacak ve sabah kalktığınız zaman ne kadar verimli uyuduğunuzu gösteren bir tablo ile sizi karşılayacak. Bu tablodan ne kadar derin, ne kadar hafif uyuduğunuzu, uyku verimliliğinizi görebilirsiniz. Yine Android'in sevilen uygulamalarından Sleep as Android programını kullanabilir, saatinizdeki veriler ile birlikte daha detaylı uyku verilerine ulaşabilirsiniz.

Telefonun arka kısmında kalp atışını ölçmek için bir kalp sensörü bulunuyor. Bu sensör spor yaparken ve gün içerisinde ara ara çalışıyor, kalp atışlarınızı kayıt altına alıyor. bildiğiniz gibi koşarken kalp atışı ritminizi bilmeniz çok önemli bir konu. Özellikle kardiyo antremanlarında yağ yakımı için ritminizi belli seviyeler arasında tutmanız gerekiyor. Koşarken aynı zamanda bu tip verileri görebiliyorsunuz.

Su alımı ve kahve alımı gibi elle girdiğimiz iki takip alanı da mevcut. Su veya kahve içtiğinizde bu alanlara sayıyı girip, kolay bir şekilde su ve kahve alımınızı kontrol edebilirsiniz.

"Bir saat hareketsiz kaldığım zaman beni uyar" şeklinde bir uyarı seçeneği de mevcut. Eğer bu seçeneği seçerseniz saat sizin hareketsiz kaldığınız anları algılayıp sizi uyarıyor.

Samsung Health ile Verilerin Takibi



Gear S2'nin asıl fonkiyonları olan adım sayma, kalp ritmini ölçme, uyku takibi, su alımı, kafein alımı takibi gibi özellikleri için telefonumuza Samsung Health programını kurmamız gerekiyor. Bu program üzerinden bu bilgilere ulaşabiliyoruz. Günlük kullanımda bir sıkıntı yok. Program çok güzel bir şekilde işini yapıyor ama iş senkronizasyon kısmına geldiği zaman sıkıntı başlıyor. Program bilgileri kendi sunucusuna düzgün bir şekilde eşitlemediği için, telefonunuzu sıfırlayıp yeniden uygulamayı çalıştırdığınızda bilgilerinizin silindiğini görüyorsunuz. 2 senelik kullanımım boyunca bu şekilde birçok kez verilerimi kaybettim. Aslında Google Fit ile senkronize etmek sorununuzu bir nebze de olsa çözebilir. Google Fit ile ilgili bir iyi bir de kötü haberim var. Önce kötü haberi vermem gerekirse Samsung Health doğrudan Google Fit ile senkronize olmuyor. Bu yüzden "İş Ortağı Uygulamaları" menüsüne girip "Health Sync" yazılımını indirmeniz gerekiyor. Bu küçük program sayesinde bilgilerinizi Google Fit ile senkronize edebilirsiniz. Bu arada unutmadan bu küçük programın ücretli olduğunun bilgisini vereyim.


Saat Temaları ve Alternatifleri


İşin en eğlenceli kısımlarından biri saat temaları. Ücretli ve ücretsiz olarak kullanabileceğiniz birçok saat teması mevcut. Samsung Gear uygulaması içerisinden markete girdiğimiz zaman karşımıza birçok ücretli ve ücretsiz saat teması çıkıyor. Marketi devamlı takip etmenizi öneriyorum. Çünkü bazı ücretli saat temaları aralıklarla ücretsiz olarak sunuluyor. Hatta ben bu satırları yazarken bir ücretli temayı bedava olarak saatime indirdim. Güzel temaların birçoğu ücretli ama saat temaları için Galaxy Apps market'e bağımlı değiliz. Google Play Store'dan "Mr. Time Maker", "Facer", "Watchmaster" gibi uygulamaları indirip, beğendiğiniz temayı kullanabilirsiniz. Ben "Watchmaster" uygulamasına yıllık üye oldum. Bu sayede içindeki bütün saat temalarını kullanabiliyorum. 

Saate Yüklenebilecek Programlar


Bu yazıyı yazmamın iki sebebi var. Birincisi akıllı saat nedir, ne işe yarar sorusuna cevap verebilmek, ikincisi de hali hazırda Gear S2, S3 sahipleri için birkaç program tavsiye etmek. Benim saatte en çok kullandığım programlar şu şekilde:

Flight: Küçük ama çok kullanışlı bir fener programı. Karanlık bir ortamda veya ışıkları açmak istemediğiniz durumlarda çok işe yarıyor.

Phone Camera Remote Circle: Saatinizden telefonunuzun kamerasını yönetmenizi sağlayan bir program. Bu program sayesinde arka kameranızı kullanarak selfie çekebilirsiniz. Bunun için yapmanız gereken tek şey saatten nasıl çıktığınıza bakmak.

Spotify: Uzun zamandır insanların beklediği program sonunda saatlere geldi. Bu program sayesinde her ne kadar ben başaramasam da telefonunuza bağlanmanıza gerek kalmadan Spotify'ı kullanabilirsiniz.

Telefonumu Bul: Evin içinde telefonunuzu kaybettiğiniz zaman, başka bir telefonla arayıp bulmak yerine saatiniz yardımı ile telefonunuzu bulabilirsiniz.

Gear Browser: Saatiniz için yapılmış bir tarayıcı programı. Saatinizin klavyesini kullanarak internete girebilirsiniz.

Sleep as Android: Sleep as Android programının saat versiyonu. Telefonunuzda Sleep As Android programını kullanırken daha sağlıklı veriler almak istiyorsanız deneyebilirsiniz. Program telefondan bağımsız çalışmıyor.

Navigator: HERE WeGo navigasyon programının bildirimlerini artık saatinizden alabileceksiniz.

Map - Google Map api used: Google haritaları saatinizden kullanabilirsiniz.

Wearable Widgets: Telefonunuzdaki Widget'ları saatinizden kullanmak isterseniz bu programı deneyebilirsiniz.

Weather for Gear S2: Ayrıntılı hava durumu programı.

Calculator: Hesap Makinesi

Xenozu Player for Youtube: Youtube vidyolarını saatten izleyebilirsiniz.

Task S2: Belki de en kullanışlı saat programı. Telefonunuzdaki "Tasker" programını kontrol edebilirsiniz. Böylelikle benim gibi odanın ışıklarını açıp kapatmaktan, hızlı mesaj göndermeye birçok şeyi saatinizden halledebilirsiniz.

Akıllı saat almalı mıyım ? Gerçekten de gerekli mi ?


Bu sorunun cevabı aslında oldukça değişken. Eğer spor aktiviteleri gibi verilerinizi kayıt altına almak istiyorsanız mutlaka bir adet saat veya akıllı bileklik edinmelisiniz. Gear S2 , Gear S3 ve yeni çıkan Samsung Gear Sport modelleri bu işi layıkıyla yapıyor. Bildirimleri görmek, hızlı cevap vermek, belli başlı uygulamaları kullanma fikri hoşunuza gidiyorsa ki benim gidiyor yine bu saati tavsiye ederim. Bu saydıklarım size çekici gelmiyorsa eğer, aradığınız şey bu olmayabilir.

Bir daha bu seviyede bir akıllı saat alacak olsaydın ne alırdın ? sorusunun cevabı ise Android Wear işletim sistemli bir saat alırdım. Çünkü Samsung Gear serisi her ne kadar muazzam bir donanıma ve kullanım kolaylığına sahip olsa da uygulama desteğinin az olması ve en önemlisi Google Now / Asistan gibi bir uygulamanın kullanılamaması sebebiyle tercih etmezdim. Bu saatin içinde Google Wear işletim sistemi olsaydı tadından yenmezdi. Son bir not daha Gear S2 modelini yıllardır LG G4 telefonum ile kullanıyorum. Bu saati kullanmak için illaha bir samsung telefon kullanıcısı olmanıza gerek yok.

Koşan Bilir !

       Her ay düzenli olarak Antalya'ya gitmeye çalışıyorum. İşlerimi ayarlayabildiğim sürece de Antalya'ya kız arkadaşımı görmeye gidiyorum. Yine Mart ayında - ki tarih tam olarak 4-5 Mart idi-- Antalya'ya gittim. 5 Mart günü sabah kalkıp DSİ'den çıktığımda karşımda koşan bir sürü insan gördüm. 7'den 77'ye birçok insan önümde koşuyorlardı. Onları karşımda görünce bir ağacın altında durdum ve koşan insanları izlemeye başladım. Bir yandan da kız arkadaşımı bekliyorum. Önümden önce iş arkadaşlarıyla bir araya gelip koşan bir grup geçti, ardından bebek arabasıyla koşan anneler, takım elbiseyle koşan bir ikili, yaşlı birkaç amca, kızlı - erkekli koşan genç bir grup, koşarken kendi grubunun biraz önüne geçip "Abi selfie çekiyorum poz verin" diyen bir koşucu ve grubu derken "Vayy abi çok iyi ya" diye düşünüp, hadi yapabilirsiniz diye tezahürat yaparken buldum kendimi. Biraz sonrasında ise bağırışlar ve alkışlamalar arasında bir ayağı olmayan engelli bir sporcu kol değnekleri ile koşarak önümden geçti. O an alkışlayıp tezahürat yapmaya devam ettim. Sonrasında durup düşündüm bu kadar insan bu pazar sabahında kalkmış çok güzel bir aktiviteye katılmışlardı. Hatta engelli birçok sporcu da bu aktivitede yer almıştı. O an aslında engellerin kendi kafamda olduğunu düşündüm. Abi kim koşacak ya, abi maraton - yarı maraton diyorsun yuh derken ablam aklıma geldi. Ablamı aradım. Ablam da her zaman böyle bir aktiviteye katılıp koşmak istediğini söyler. Dedim müdür ne yaptın. Bak burada durum bundan bundan ibaret. Seneye biz de gelelim buraya dedim, baya birbirimizi gaza getirdik kapattık. Ardından kız arkadaşım geldi, yine çok güzel olur süper olur yapabilirsin diyerek gaza getirdi, yarış sonrası eğlencelere (Kolpa konseri vardı) katıldık ve Wings for Life World Run broşürünü alarak koşu alanından uzaklaştık. 

       Ablam sağ olsun böyle şeyleri incelemeyi sever. İnternete girip bu tarz yarışları araştırırken New Balance'ın sponsor olduğu Bozcaada yarı maratonu ve 10K koşusuna denk gelmiş. Öncelikle bana sonrasında kuzenlerimize bahsetti. Ben, ablam, Ayşegül ablam ve Burak olarak 4 kişi tamam katılalım dedik. Geri kalan kuzenlerimizi ikna edemedik ama inşallah seneye kendileri de bize katılırlar. The Cousen's isimli bir takım kurduk ve yarışmaya katıldık. Burak iki arkadaşını daha bu gruba ekledi toplamda 6 kişiyle yarışmaya karar verdik. Ablam 10K koşalım dedi. Dedim abla şaka mı yapıyorsun ne 10k'sı en azından yarı maraton koşalım, seneye de Antalya'da Maraton koşarız, Maraton koştuk biz diyerek gururla dolaşırız dedim. Lan oğlum saçmalama 10K'yı bir koş seneye yarı maraton, maraton koşmaya başlarsın dedi. --Ki haklıymış, çok da şey yapmamak lazımmış-- 


       Kayıt da olduktan sonra tabi bir gaza geldik iyice, bir moda girdik. Yani en azından ben bir moda girdim. Spor salonunda sadece koşu bandında çalışmaya başladım. Hızımı ayarladım ve antrenman olsun diye koşmaya başladım. 1 saat 15 dakika sonra ölmüş bir şekilde, yarı yürüyüp yarı koştuğum koşu bandından indim. Bu süre bir saat 7 dakikalara kadar düştü. Gerçek bir deneme yapmaya çalıştığımda ise hızımı ve nefesimi ayarlayamadığım için çok çok daha kötü bir derece yaptım. 10 km'yi tamamlayamadan 7-8 Km'de koşmayı bıraktım. Bu paragrafı yazmamın sebebi şu, yarın öbür gün siz de böyle bir koşuya katılmaya karar verip es kaza bu yazıyı okursanız, benim yaptığım şeyleri yapmayıp antrenmanlarınızı sadece pistte yapın. Koşu bandıyla işe başlamayın. 



       Geçen Cuma günü yola çıktık ve Çanakkale'ye vardık. Cumartesi günü sabah saat 9 vapuru ile Geyikli'den karşıya geçtik. Vapurun yarısından çoğu koşuya gelen insanlardan oluşuyordu. Bozcaada'ya geçtik. Bozcaada'ya daha önce gitmişseniz biliyorsunuzdur ama gitmediyseniz söyleyeyim, yerleşim yeri olarak bakıldığında çok küçük bir alan. Yürüyerek çok rahat merkezini dolaşabilirsiniz. Biz de kahvaltı yapmak için bir yere oturduk ve kahvaltı yaptık. Sıkıntı şurada karşıya geçmek ve kahvaltı yapmak için geç kalmıştık. Saat 10:30 civarıydı ve yarış 10K koşanlar için saat 11:30 da başlayacaktı. Mecburen iki dilim ekmek, reçel salatalık domates derken bir şeyler kemirdim. 


       Kahvaltıdan sonra başlangıç noktasının yanına konulan standların oraya geçtik ve beklemeye başladık. Bu sırada ısınma hareketleri yapıldı, fotoğraflar çekildi, yarı maraton koşacak koşular bizden yarım saat önce saat 11'de koşmaya başladı derken zaman geldi. Koşu başladı. 


       Sıkışık bir alanda insanlarla dip dibe koşuya başlıyor ve aralardan aralardan sıyrılıp ilerilere geçmeye çalışıyorsunuz. O arada koşu ekibinden fotoğrafçılar sizin fotoğraflarınızı çekiyorlar. Bende birkaç kıvrak hareketle nispeten güzel bir alana geçip koşmaya başladım. Biraz koştuktan sonra, hem en son yaptığım antrenmanın üzerinden bir ay geçmesi, hem de kahvaltıyı 1 saat önceden yapmamın etkisiyle nefesimi ayarlayamadım, hatta yediğim reçel boğazımda gıcık yaptığı için öksürdüm ve nefesim kesildi. 2 km geçmeden yürümeye başlamıştım. Bu benim için gayet kötü bir sonuçtu. Yaptığım antrenmanlarda en erken 4 km'de yorulup yürümeye başlıyordum. Ardından baktım bizim Burak ve arkadaşları belli bir tempoda koşarak beni geçtiler. Ben de onlara katılmaya karar verdim. Biraz ileride Burak kendini yorgun hissedince, Burak'la kalmaya karar verdim. Böylece gruptan koptuk. Yarı yürüyerek yarı koşarak yarışa devam ettik. Buralarda hem kendi performansımla, hem de yarışla ilgili anlatılacak çok fazla şey var aslında ama kısa geçeyim. Sadece organizasyonun güzelliklerinden bahsedeyim. Aralıklarla kurulan su noktalarında herkese yetecek kadar su vardı ve insanlar koşuculara yardım etmek için su dağıtıyorlardı. Arada bir bizi ıslatan, organizasyona dahil arkadaşlar vardı. Bunları görmek güzeldi ama daha güzel olan ada halkının tepkisi ve yardım etmeye çalışmasıydı. Müzik yapan bir grup, bahçe hortumlarıyla bizi ıslatan abiler ( kesin cennete gitmeyi o gün garantilediler), 8-9 yaşlarında belki de biraz daha küçük üç çocuğun ellerinde Türk bayraklarıyla haydi yapabilirsiniz koşmaya devam nakaratını tekrar ederek yürüyüp bizi motive etmesi, manzaranın güzelliği, koşan insanların birbirini destekleyip yardımcı olmaya çalışması, bunlar çok güzel detaylardı. Koşarken gerçekten keyif almamı sağlayan detaylardı. 


       Şunu da eklemeden geçemeyeceğim, insanlar birbirini destekliyor tabiki ama küçük de olsa tatlı bir rekabette var. Mesela yorulup yürümeye başladığınızda insanlar geçiyor ve vay arkadaş birsürü insan beni geçti diyerek kendinizi kötü hissediyorsunuz. 5 Km sonra geri dönüp bir sürü insanı geçtiğinizi görünce de motive oluyorsunuz. 


       Yarışı 1:11:52 (Dönüş noktası: 0:36:23) ile 828'inci sırada bitirdim. Erkekler kategorisinde 614'üncü olmuşum. 1687 kişi 10K koşmuş. Sanırım yarısını geçmeyi başarmışım. Yaptığım derece rezalet 😄. 21K'da birinci olan koşucu 1:18:42 ile koşmuş. Neredeyse benimle aynı zamanda benim iki katımdan fazla mesafe koşmuş. Neyse çok da kendime yüklenmeyeyim, sonuçta eğlenmek ve kuzenlerimle güzel zaman geçirmek için gittim oraya. 

       Yarıştan sonra, hemen internet sitesine girip kaçıncı olduğumuzu öğrendik. Fotoğraflar da yavaş yavaş yüklenmeye başlamıştı. Öğle yemeğimizi yedik ve adayı gezdik. Bozcaada'nın keyfini çıkardık. 10K ve 21K koşuları için toplamda 2727 kişi gelmiş. Çok keyifliydi. Bozcaada turizmine de katkımız oldu. Fotoğraflar çektirdikten sonra Çanakkale'ye geri döndük. Vapurda sohbet ederken hepimiz aynı fikirdeydik. Çok yorulmuştuk ama çok eğlenmiştik. Açıkçası bir sonraki yarışı iple çekiyorum. Teşekkürler New Balance, teşekkürler Bozcaada 😀😀. Ve son olarak kolumuzdaki hastagde de yazdığı gibi #kosanbilir !

2016 Yılının Fantastik Filmleri



Herşey eski fotoğraflarımı karıştırırken yandaki resmi görmemle başladı. Kuzenimin şubat ayında bana yolladığı bu resimde sizin de görebileceğiniz gibi 2016 yılında çıkan bütün fantastik filmler tarihleriyle birlikte yer alıyor. 

Star Trek Beyound ve Gambit haricinde (Gambit vizyona girmedi çünkü) diğer filmlerin hepsini sinemada izledim ve genel bir sinema inceleme yazısı yazmaya karar verdim. Gerçi içimden yukarıdaki resmin üzerinde yazdığı gibi, 2016 yılında vizyona giren ve mutlaka görülmesi gerekilen 25 filmi sıralamak geldi ama biz olayı abartmayıp sağda gördüğümüz fantastik filmlerle bu işi tamamlayalım. 

Ayrıca ek bir parantez açarak Assasin's Creed filmini geçtiğimiz hafta izlediğim için, bu yazıyı daha yeni yazabildiğimi de belirteyim. Hadi fazla uzatmadan geriye kalan filmleri 10'dan geriye sayalım.

Bilindik Hikaye


       Hani hafta ortasında tartıldıktan sonra kilo aldığınızı görüp, "Bu pazartesi günü kesin spora başlıyorum abi" dedikten sonra spora başlamayıp, "Eee ben 3 hafta önce de aynı şeyi söylememiş miydim ? 😕" deriz ya, yaklaşık 3 senedir aynı ruh haliyle blog yazmaya geri dönüyorum diyorum kendi kendime. Her ne kadar blog yazmayı çok sevsem de, o pazartesi günleri hiç gelmiyordu. Evet yanlış görmediniz, Sevgili Eser'le konuştuğumuz gibi sanırım şehir efsanesi gerçek olma yolunda ilerliyor.

       Dizilerde yeni sezona başlarken geçtiğimiz sezon olanlar kısaca hatırlatılır, adettendir. Ben de geçtiğimiz sezon Serdar'ın hayatında diyerek kısa bir özet yapayım. 2010 yılında aşçı olmaya karar verip 3 yıl boyunca aşçılık yapmam, ardından gelen kısa dönem de olsa askerlik işin içine girince yaklaşık 4 seneye yakın bir zamanda çok fazla zamanım ve imkanım olmadı. 2014 yazından günümüze kadar olan zaman dilimi için aman aman bir mazeretim yok. Hatta 2014 - 2015 yılları arasında iş arayıp boşta kaldığım tam 1 yıllık sürede geri dönebilme şansım vardı, 15 yazılık bir performans gösterebildim. Yazının en sıkıcı bölümünü geride bıraktığımıza göre ana konuya geri dönebiliriz.

       2016 yılının ardından tadında bir yazı yazmak istedim ilk önce. Ama fark ettim ki az önce okuduğunuz sıkıcı girişi yapmam gerekiyordu çünkü biraz paslanmışım. 2016 yılına girerken aklımda kendi adıma yapmak istediğim birçok şey vardı. Blog yazmaya geri dönmek listenin başlarında yer alıyordu. Bu yüzden acaba ben de blogumu Wordpress'e mi taşısam diye düşündüm. Alan kiraladım ve Wordpress kurdum. İşin en kolay kısmını geride bıraktıktan sonra adam akıllı, kafama yatan bir tema bulmam gerekiyordu. Yakın çevremdeki arkadaşlarıma haber verdikten sonra tema aramaya başladım. Bu tema arama işi yaklaşık 10 ay devam edince 😄 bu işte bir yanlışlık olduğunu fark ettim. Şimdi yazınca baya bir erken fark etmişim. Aferim Serdar.

Wordpress'le yapamayacağımı anlayıp Blogger temaları bakmaya başladım ve gördüğünüz temayı kullanmaya karar verdim. Yaklaşık 1 yılı blog teması bakarak heba ettim. Şimdi diyeceksiniz ki ne alaka ya bir yandan yazarken bir yandan da tema bakmaya devam edebilirdin. İşte o işler o şekilde olmuyor, en azından benim için. Bir blog sayfasının görünümü gerçekten çok önemli. Ben görünümünü beğenmediğim bir internet sayfasında kendimi rahat hissedemiyorum. Birşeyler okuyasım gelmiyor. Kendi blog sayfamda da birşeylar yazasım gelmiyor aynı şekilde.    


       Tema olayına değindikten sonra kişisel olarak aldığım birkaç karara da değinmek istiyorum. Bunlardan birisi sevmediğim şeyler ile ilgili yazı yazmak istemiyorum. Örnek vermek gerekirse siyaset veya siyasi hiçbir olayla ilgili birşeyler yazmak istemiyorum. Maalesef 2016 yılı ülkemiz için çok zorlu geçti. Bir çok vatandaşımızı, askerimizi, polisimizi terör saldırılarında kaybettik. Darbe girişimleri ve birçok olay bunun üzerine eklenince herkesin biran önce bitmesini istediği bir yıla dönüştü 2016 yılı. Umarım 2017 yılında bu kadar çok acı yaşamayız ve hepimiz için güzel geçen bir sene olur. Buradan kaybettiğimiz bütün şehitlerimizi saygıyla anıyorum.

       Bir yandan bunlar yaşanırken diğer yandan yakın birçok arkadaşım 2016 yılı içerisinde evlendi. Evlenmelere doymadılar. Bazılarının düğünlerine katılabilme şansım oldu, bazılarının düğünlerine katılamadık. zaten düğünlerine katıldığım arkadaşlarım yetti. Sağolsunlar bir maaşı bu sene kendileri için harcadık. O değilde ne evlendiniz be arkadaş, evlenmelere doyamadınız. Gerçi bu sayede çok önemli bir insanla tanışmış oldum. Onun hatırına görmezden geliyorum .😎

Bir ara bisikleti bu şekilde çizmeyi düşünmüştüm.
     
       Yapabildiklerim ve yapamadıklarımla bir seneyi geride bıraktım. 2005 yılında yine Aralık ayında Blogger'dan üyelik alıp bu blog sayfasını açmıştım.Bazen bu geçen 11 yıl içerinde yazdığım yazılara bakıyorum. Yarısından çoğu çöp gibi geliyor bana. Adam akıllı yazılar kalsın, geri kalanını sileyim diyorum sonra vazgeçiyorum. Eğer bu yazdığım yazıları silecek olursam, ne kadar değiştiğimi, eskiden ilgi duyduğum ama şimdi ilgi duymadığım şeyleri nereden bilebilirim değil mi ?

       Sıkıcı yazı hakkımı bu yazıyı yazarak kullanıyorum. Artık eğlenceli bir şeyler karalamanın zamanı geldi. Yazıyı bitirmeden önce Eser yandaki bisikletli arkadaşı senin için çizdim. Çizmeye çalıştım daha doğrusu. Her ne kadar çok beğenmesem de bir şeyler yaptık işte. Sırada Sezer için ve kuzenim Burak için çizmeyi istediğim figürler var. Onları da çizersem adam akıllı bir şeye benzerler herhalde.

Contact Us

Phone :

+20 010 2517 8918

Address :

3rd Avenue, Upper East Side,
San Francisco

Email :

email_support@youradress.com

Theme Translation

Display Featured Slider

Featured Slider Styles

Display Grid Slider

Grid Slider Styles

Display Trending Posts

Display Author Bio

Theme Layout

Boxed or Wide or Framed

Bu Blogda Ara

Display Instagram Footer

Dark or Light Style